Anasayfa   Başkonsolosluk Hakkında   Çin-Türk İlişkileri   Konsolosluk Hizmetleri   Ekonomik-Ticari İlişkiler   Çin Hakkında   Başkonsolosluğun Sorumlu Bölgeleriyle İlgili   İstanbul'a Gelmek İçin Bilmek Gerekenler 
   Ana Sayfa > Haberler
 
Başkonsolos Cui Wei'nin 2021 Perakende Günleri'ndeki Konuşması
2021/06/02

2 Haziran 2021 tarihinde, Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Cui Wei, 2021 Perakende Günleri’nde konuşma yaptı. İşte konuşmasının tam metni:

"Perakende Günleri" etkinliğinde sizlerle yüz yüze bir araya gelmekten çok mutluyum. 20 yıldır düzenlenen "Perakende Günleri" etkinliği, Türk perakende sektörü ve hatta sanayi ve iş sektörü için önemli bir etkinlik haline geldi. Bu yılki organizasyon için, Çin’i ve Çin-Türkiye ilişkilerini tanıtan bir konuşma yapmak üzere davet edildim, bu da Türkiye sanayi ve iş dünyasının, Çin ile ekonomik ve ticari işbirliğinin geliştirilmesine verdiği önemi yansıtıyor. Bu vesileyle organizasyonu yürüten ev sahibine teşekkür etmek ve tüm konuklara en içten selamlarımı iletmek istiyorum.

Sanayi ve iş çevresinden arkadaşların, Çin ile daha fazla temas halinde olduklarını ve Çin hakkında daha derin bir anlayışa sahip olduklarını biliyorum. Bugün sizlere, Çin hakkında birkaç yeni bakış açısını anlatmak istiyorum. Umarım Çin'i daha iyi algılamanıza, Çin ile Türkiye arasındaki somut iş birliği olanaklarını görmenize ve iş birlikleri için yeni fikirlerin canlanmasına yardımcı olur.

İlk olarak, tarih ve kültür açısından Çin'e bir bakalım. Çin beş bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Çinliler her zaman "barışın değerli olduğu" konusuna dikkat etmişlerdir. Eskilerden kalma "Ülke büyük olsa da savaş yanlısıysa mahvolacaktır" sözü bugüne kadar devam etmektedir. Çin kültürü iyilik, adalet ve uyumu savunmaktadır. Dürüstlüğü, sorumluluğu ve ahenki savunan bu temel kavramlar ve değerler, Çin medeniyeti içinde beş bin yıl boyunca duraksama olmadan yer almıştır ve bugün hala aynı ışığıyla parlamaktadır. 1840 Afyon Savaşı'ndan sonra Batılı ülkeler, güçlü gemiler ve silahlar kullanarak Çin'in kapılarını açtılar. O zamanlarda geride kalmış olan Çin, diğer güçler tarafından yağma ve bölünmenin hedefi haline geldi. Bu nedenle, şimdiki Çin hükümeti ve halkı, barış ve kalkınmanın önemini derinden anlamaktadır. Çin her zaman barışçıl kalkınmaya, dünyadaki diğer ülkelerle barış içinde bir arada yaşamaya ve kazan-kazan işbirliğine bağlı kalmaktadır. Çin, geleneksel güçlerin yörüngesinden farklı bir barışçıl kalkınma yolunu izlemektedir. Bazı büyük ülkeler, Çin'in kalkınmasını ve yükselişini kabul edemezler ve bazı sektörlerde Çin’in gerisinde kalmış olmalarına tahammül edemezler. Bu nedenle "Çin tehdit teorisi" yaratmak için Çin karşıtı "küçük çemberler" oluştururlar ve Çin'i izole edip kontrol altına almak için "Çin fobisi" uydururlar. Bence tüm ülke halklarının gözleri keskin bir şekilde şunu görebilir: Çin kendi inisiyatifiyle hiçbir savaşı başlatmamış, diğer ülkelerin içişlerine karışmamış, diğer ülkelerin bir karış toprağını işgal etmemiş ve diğer ülkeleri her fırsatta tehdit etmek veya yaptırım uygulamak için "çeteleşmemiştir." Çin'in kalkınması, kimsenin yerini almak veya kimseyi yenmekle ilgili değildir. Dünya hegemonyası peşinde de değildir. Çin'in aradığı şey, kendi halkının iyi bir yaşam sürmesi, ve dünyadaki tüm ülkelerin ortak kalkınma ve ortak refah gerçekleştirmesidir.

İkinci olarak anlatacağım, kalkınma perspektifinden Çin'e bakalım. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana, Çin, orta-yüksek hızla gelişmektedir. Özellikle 43 yıldır, reform ve dışa açılmanın uygulanmasından bu yana, Çin ekonomisinin ortalama yıllık büyüme oranı neredeyse %10’dur. Çin, dünyanın en büyük 2. ekonomisi, en büyük imalat ülkesi, en büyük emtia ticaret ülkesi ve en büyük döviz rezervli ülkesi olmuştur. Geçtiğimiz 10 yıl boyunca, Çin’in dünya ekonomisinin büyümesine katkısı her yıl %30 civarında gerçekleşmektedir. Onlarca yılda Batı ülkelerinin yüzlerce yıldaki gelişmesini yaşamış olmasına rağmen, Çin, hala dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesidir ve gelişimini ilerletmeye devam etmesi gerekmektedir. Şu anda, yerel büyük dolaşımın esas olduğu ve yerel-uluslararası çift dolaşımın birbirini desteklediği yeni bir kalkınma modeli inşa etmek, Çin'in yeni çağ için kalkınma planıdır. Yüksek kaliteli kalkınma sağlamaya odaklanan bu stratejik kavram, bir yandan iç talebi besleyecek ve genişletecek, daha büyük ölçekli bir iç talep pazarı yaratacak ve Çin'in gelişimi için kalıcı bir ivme kazandıracak; diğer yandan dış dünyaya daha derin bir açılım sağlayacak ve gelişmeye yön verecektir. İç pazar talebinin genişlemesiyle birlikte, küresel endüstriyel zincir ve tedarik zinciri, Çin ile dünya arasında daha yakın ve sıkı bir ekonomik döngünün kurulması, küresel ekonomik refah ve istikrar için daha geniş bir alan sağlayacaktır.

Üçüncü olarak, insanlar yönünden Çin'e bakalım. Çin Komünist Partisi, her zaman insan odaklı yönetim anlayışına bağlı kalmıştır ve her zaman halkın ihtiyaçlarına dayalı politikaları formüle edip teşvik etmektedir. 2020'de Çin, yoksullukla mücadele çalışmaları kapsamında kesin bir zafer kazanmıştır. Mevcut standartlara göre, 100 milyona yakın yoksul halk tamamen fakirlikten kurtarılmış, ülke genelinde 832 yoksul ilçe ve 128 bin yoksul köy tamamen fakirlik listesinden çıkarılmış, bölgesel yoksulluk etkili bir şekilde çözülmüştür. Dünya Bankası standartlarına göre ise, Çin'in küresel yoksulluğun azaltılmasına katkısı %70 oranını aşmış, Çin, dünyadaki en fazla yoksulluğu azaltan ülke olmuştur. Ayrıca Çin, bütün ülke insanlarının ortak gelişimini göz önünde bulundurarak 2013 yılında, güzergah üzerindeki ülkelerin ortak kalkınmasını teşvik etmeye odaklanan, tüm insanlar için refah ve mutluluk elde etmeyi amaçlayan "Kuşak Yol" girişimini ortaya koymuştur. 2020 yılında, salgının şiddetlendiği sırada, "Kuşak Yol" çerçevesinde 10 binden fazla Çin-Avrupa güzergahlı trenler yol almış, yaklaşık 10 milyon parça tıbbi malzeme taşınarak, çeşitli salgın hastalıklara karşı etkili bir şekilde hizmet verilmiştir ve bu hizmet devam etmektedir. Çin'in “Kuşak Yol” üzerindeki ülkelere finansal olmayan doğrudan yatırımı, yıllık %18,3 artışla 17,79 milyar ABD dolara ulaşmış, çeşitli ülkelerin ekonomik kalkınmasını güçlü bir şekilde desteklemiştir. "Kuşak Yol", insanların hayatlarını korumak için "sağlıklı bir yol" ve ekonomik büyümeyi hızlandırmak için bir "iyileşme yolu" haline gelmiştir. "Kuşak Yol" un ortak inşasını ve insanlığın kader birliğinin inşasını teşvik etmek, Çin'in tüm insanlığın gelişimi vizyonunu tam olarak yansıtmakta ve giderek daha fazla ülke ve uluslararası kuruluştan destek ve katılım sağlamaktadır.

Hanımefendiler, beyfendiler ve değerli dostlar,

Çin ve Türkiye, birbirine derin tarihi ve kültürel bağlara sahip olan ülkedir. Son yıllarda ikili ilişkiler istikrarlı bir şekilde ilerlemekte, karşılıklı siyasi güven artmakta, ticari iş birliklerin verimli sonuçları elde edilmekte ve kültürel iletişimler de dinamik gelişmeler sergilemektedir. Türkiye, “Kuşak Yol” girişiminin güzergahında yer alan önemli ülkelerden biridir, aynı zamanda da projeye katılan ilk ülkelerden bir tanesidir. Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi’nin 2. etabı, Kumport Limanı ve Tuz Gölü Doğal Gaz Yer Altı Depolama Projesi gibi projeler, iki ülke arasındaki iş birliklerden elde edilen somut sonuçların önemli simgeleridir. Geçen yıldan bu yana, iki ülkenin iş birliği çerçevesinde, EMBA Hunutlu Termik Elektrik Santral Projesi ve Kalyon Güneş Panel Sanayi Bölgesi Projesi yürürlüğe girdi; Türkiye’den iki defa beyaz eşya kargo treni Çin’e ulaştı; Çin sermayeli şirket, İstanbul metro aracı alımı ihalesini kazandı; OPPO ve Xiaomi gibi akıllı cep telefonu şirketleri de Türkiye’de fabrika kurdu. Söz konusu olanların hepsi “Kuşak Yol” girişiminin yepyeni meyveleridir. Bana göre Çin’in gelişmesi, şu iki açıdan Türkiye’ye son derece önemli fırsat yaratacaktır.

Birincisi daha geniş bir piyasa sunulacaktır. Çin'in büyük bir pazar avantajı ve iç talep potansiyeli var, orta gelirli nüfus 400 milyondan fazla, yıllık perakende satış hacmi yaklaşık 6 trilyon dolar, birçok uluslararası kuruluşun tahminine göre gelecek 10 yıl içersinde, Çin’in ithalat hacmi 22 trilyonu geçeceği öngörülmektedir. Son yıllarda, Çin hükümeti, İthalat Fuarı ve Uluslararası Tüketim Malları Fuarı düzenleyerek, daha fazla yabancı sermayeli şirketin Çin’i keşfetmesini teşvik etmektedir. Türk şirketleri de yoğun katılım sağladı, birçok ürün Çinli tüketicilerin beğenisini kazandı. 2020 yılında, Türkiye’den Çin’e yönelik ihracat, dünyada yaşanan olumsuzluklara rağmen yine de %6,3 oranında ilerleme kaydetti. Özellikle kuruyemiş ve süt ürünlerinin Çin’e ihracatı büyük ölçüde arttı, et, diğer tarım ve hayvancılık ürünleri de ilk defa Çin’e ihraç edildi. Tekstil, beyaz eşya ve kuyumculuk gibi sektörler ise Çin’de piyasa payı aldı. İnanıyorum ki, gelecekte daha fazla kaliteli Türk malı, Çin’in geniş piyasasına girecektir. İki ülkenin halkı da bundan faydalanacaktır. İkili ticari iş birlikler daha derin ve somut olarak gelişecektir.

İkinci olarak da yeni sektörlerin gelişmesi diyebiliriz. Salgın dijital ekonominin gelişmesine hız kazandırdı, diğer taraftan da yeni bir büyüme motivasyonu yarattı. Çin’de bir takım yeni yöntemler, yeni teknolojiler ve yeni sektörler art arda ortaya çıktı. Uzaktan çalışma, online eğitim, akıllı inşaat, insansız teslimat gibi yeni yöntemler, piyasanın tıkandığı noktalardaki sorunların başarıyla üstesinden geldi. Bulut bilişim, büyük veri, yapay zeka gibi yeni teknolojiler hızla gelişiyor ve dijital ekonomi, akıllı üretim, yaşam ve sağlık gibi alanlardaki yeni sektörler ise yeni gelişme fırsatı sunuyor. Söz konusu yeniliklerin gelişmesi, salgının şiddetlendiği 2020 yılında, Çin ekonomisine büyük destek sağladı. Türkiye’nin e-ticareti de salgın döneminde hızla gelişti, birçok Çinli şirketin de dikkatini çekti. Geçtiğimiz Mart ayında, Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi Türkiye’yi ziyaret ettiği sırada iki ülkenin üst düzey yöneticileri dijital ekonomi iş birliklerinin pekiştirilmesi konusunda mutabakata vardı. Söz konusu alanlarda ikili somut iş birliklerinin yeni bir büyüme noktası olacağına, teknolojik inovasyonu ve endüstriyel gelişmeyi teşvik edeceğine inanıyorum.

Bu yıl, Çin ve Türkiye diplomatik ilişkisinin 50. yıldönümü, ikili ilişkilerin gelişmesi için de yepyeni bir fırsattır. Çin tarafı, Türk tarafı ile birlikte karşılıklı olarak siyasi güveni artırmak, stratejik bağlantıları pekiştirmek, kalkınma sürecindeki meyveleri paylaşmak ve taraflar arası iletişimin artırılması niyetindedir. İnanıyorum ki, uzun tarih, zengin kültür ve büyük dinamiğe sahip olan iki ülke, el ele ilerlemeye devam edecek, yeni dönemde yüksek kaliteli “Kuşak Yol” girişimini sürdürecek, somut işbirlikleri de yeni seviyeye taşınacaktır. İki ülkenin sanayi ve ticaret alanındaki iş insanları, iş birlikler çerçevesinde Çin ve Türkiye ilişkinin gelişmesine ayrıca iki ülke halkının refahına daha büyük katkıda bulunacaktır.

Arkadaşlara tavsiyeler
       Yazdir